GENÇLER İŞ, ÜRETiCİ NİTELİKLİ İNSAN ARIYOR: GENÇ USTA MODELİ
· Halil ETYEMEZ

Çalışma hayatının içinde uzun yıllar bulunmuş; öğretmenlikten eğitim yöneticiliğine, sendikal mücadeleden kamu yönetimine ve siyasete kadar farklı sorumluluklar üstlenmiş biri olarak aynı şikâyeti yıllardır farklı kesimlerden dinliyorum. Gençlerimiz, “İş bulamıyoruz.” diyor. Sanayicimiz, esnafımız ve üreticimiz ise “Çalıştıracak nitelikli insan bulamıyoruz.” diyor. Bir tarafta iş arayan gençler, d
Çalışma hayatının içinde uzun yıllar bulunmuş; öğretmenlikten eğitim yöneticiliğine, sendikal mücadeleden kamu yönetimine ve siyasete kadar farklı sorumluluklar üstlenmiş biri olarak aynı şikâyeti yıllardır farklı kesimlerden dinliyorum.
Gençlerimiz, “İş bulamıyoruz.” diyor.
Sanayicimiz, esnafımız ve üreticimiz ise “Çalıştıracak nitelikli insan bulamıyoruz.” diyor.
Bir tarafta iş arayan gençler, diğer tarafta çalışan arayan işletmeler…
Bu tablo bize Türkiye’nin meselesinin yalnızca işsizlik olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda iş ile insan, eğitim ile üretim, genç ile meslek arasında ciddi bir eşleşme ve beceri sorunumuz var.
Çalışma hayatında edindiğim tecrübe bana şunu gösterdi: İstihdam meselesini yalnızca “kaç kişiyi işe yerleştirdik?” sorusuyla çözemeyiz. Asıl sormamız gereken sorulardan biri şudur:
Kaç gencimizi gerçek anlamda meslek sahibi yaptık?
Çünkü iş değişebilir, işyeri kapanabilir, teknoloji dönüşebilir, mesleklerin yapısı farklılaşabilir. Fakat insanın elinde gerçek bir beceri, mesleki yeterlilik ve çalışma tecrübesi varsa yeniden ayağa kalkabilir. Başka bir işletmede çalışabilir, kendisini geliştirebilir ve şartları oluştuğunda kendi işini kurabilir.
Bu düşünceden hareketle üzerinde çalışılması gerektiğine inandığım yeni bir modeli kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum:
Genç Usta Programı.
Genç Usta’nın temelinde basit fakat önemli bir düşünce bulunuyor:
Gence yalnızca iş bulmayalım; meslek kazandıralım.
Türkiye’nin mesleki eğitimden işbaşı eğitim programlarına, istihdam teşviklerinden mesleki yeterlilik ve belgelendirme sistemlerine kadar önemli bir kurumsal birikimi var. İŞKUR’umuz var, SGK’mız var, Millî Eğitim Bakanlığımızın meslek liseleri ve mesleki eğitim merkezleri var, Mesleki Yeterlilik Kurumumuz var, Organize Sanayi Bölgelerimiz ve meslek kuruluşlarımız var.
Dolayısıyla mesele her defasında yeni bir kurum kurmak değildir.
Mesele, elimizdeki imkânları bir gencin meslek sahibi olması ve kalıcı biçimde çalışma hayatına katılması hedefi etrafında daha güçlü biçimde bir araya getirebilmektir.
Genç Usta’yı klasik bir kurs veya uzatılmış bir işbaşı eğitim programı olarak düşünmemek gerekir.
Bu modelde genç, ilk günden itibaren gerçek bir çalışan olmalıdır.
İş sözleşmesi olmalı, ücretini almalı ve tam sigortalı çalışmalıdır.
Aynı zamanda belirli bir meslekte planlı, takip edilebilir ve ölçülebilir bir yetişme sürecinden geçmelidir.
Burada önemli bir denge kurmak zorundayız.
Genç, iki yıl boyunca yalnızca eğitim alan bir öğrenci değildir. Aynı zamanda fiilen çalışmakta ve üretime katkı sağlamaktadır. Bu nedenle ücretinin asli sorumlusu işveren olmalıdır.
Devletin görevi, işverenin yerine geçerek çalışanın bütün ücretini ödemek değil; gencin henüz yetişme döneminde bulunduğu süreçte işletmenin eğitim, prim ve yetiştirme maliyetini belirli şartlarla paylaşmak olmalıdır.
Böylece genç ucuz iş gücü olarak görülmezken, işletme de insan yetiştirme sürecinde yalnız bırakılmamış olur.
Ancak Genç Usta’nın merkezinde teşvikten daha önemli bir unsur bulunmaktadır:
Usta öğretici.
Öğretmenlik yaptığım yıllardan çalışma hayatındaki görevlerime kadar eğitimin temel bir gerçeğini hep gördüm: İnsan yetiştirmek yalnızca bilgi aktarmak değildir. Bilgiyi beceriye, beceriyi davranışa, davranışı da bir meslek ahlakına dönüştürmek gerekir.
Türkiye’nin fabrikalarında, atölyelerinde ve işletmelerinde büyük bir bilgi hazinesi bulunmaktadır.
Yıllarca aynı tezgâhın başında çalışan, makinenin sesinden arızayı anlayan, malzemenin davranışından sonucu öngörebilen, işin nerede hata vereceğini daha ortaya çıkmadan fark eden insanların sahip olduğu bilgi çoğu zaman hiçbir kitapta bütünüyle yazılı değildir.
Bu insanların yıllar içerisinde kazandıkları tecrübe, ülkemizin görünmeyen büyük sermayelerinden biridir.
Ustalarımız çalışma hayatından çekildiğinde yalnızca bir çalışanı kaybetmiyoruz. Bazen onlarca yıllık üretim bilgisini de kaybediyoruz.
Bu nedenle Genç Usta aynı zamanda bir mesleki hafıza aktarımı modeli olmalıdır.
Elbette bu aktarım tesadüfe bırakılamaz.
Mevzuatın öngördüğü şartları taşıyan usta öğreticiler sistemin merkezinde yer almalı; yeterli mesleki tecrübeye sahip ustalarımızın da gerekli şartları tamamlayarak usta öğretici olabilmelerinin önü açılmalıdır.
Gerçekten insan yetiştiren usta öğreticiler ayrıca teşvik edilmelidir.
Fakat başarı yalnızca bir sınav puanıyla ölçülmemelidir.
Gencin programı tamamlaması, beceri kazanması, yeterliliğini belgelendirmesi ve belirli bir süre istihdamda kalması birlikte değerlendirilmelidir.
Çünkü devletin yalnızca insan çalıştıranı değil, insan yetiştireni de teşvik etmesi gerekir.
Her genç için bir beceri kazanım haritası oluşturulmalıdır.
Genç hangi işi öğrendi?
Hangi makineyi kullanabiliyor?
Hangi üretim sürecinde görev alabiliyor?
Hangi iş sağlığı ve güvenliği yeterliliklerini kazandı?
Bunların tamamı ölçülmeli ve kayıt altına alınmalıdır.
Çalışma hayatının geleceğinde diplomanın yanında giderek daha fazla soracağımız soru şudur:
Bu insan ne yapabiliyor?
Diploma elbette değerlidir. Ancak üretimin ihtiyaç duyduğu beceriyi ölçmeden yalnızca belge üzerinden bir istihdam sistemi kurmak artık yeterli değildir.
Burada Millî Eğitim Bakanlığımızın mevcut mesleki eğitim altyapısından daha güçlü biçimde yararlanabiliriz.
Meslek liselerimizin, mesleki eğitim merkezlerimizin, teknik öğretmenlerimizin ve atölyelerimizin önemli bir kapasitesi bulunmaktadır. Önceki öğrenmelerin tanınması, ölçme ve değerlendirme ile ilgili mesleğe uygun belgelendirme imkânları sistemin bir parçası hâline getirilebilir.
Mesleki Yeterlilik Kurumu da gerekli alanlarda ulusal meslek standartları ve yeterlilik sistemiyle sürece katkı sağlayabilir.
Fakat önemli bir hususun altını çizmek gerekiyor:
Genç Usta, meslek liselerinin ve mesleki eğitim merkezlerinin alternatifi olmamalıdır.
Bir meslek lisesi öğrencisine, “Okumama gerek yok, daha sonra bu programa girerim.” dedirtecek bir sistem kurarsak bir sorunu çözerken başka bir sorun üretiriz.
Bu nedenle program öncelikle eğitim ve istihdam sisteminin dışında kalmış, mesleki niteliği bulunmayan gençlere yönelmelidir.
Bugün “NEET” olarak ifade edilen, ne eğitimde ne de istihdamda bulunan gençlerimiz bu açıdan özellikle önemlidir.
Bu gençlerimize ikinci bir kapı açmalıyız.
Fakat bu kapının adı kolaycılık değil, ikinci şans olmalıdır.
Yıllar içerisinde gerek çalışma hayatında gerek siyasette yaptığım saha ziyaretlerinde şunu çok açık gördüm: Türkiye’nin her bölgesinin iş gücü ihtiyacı aynı değildir.
Bir şehirde kaynakçı aranırken başka bir şehirde CNC operatörü, elektrikçi, makine bakım elemanı veya su tesisatçısı bulunamayabiliyor.
Bu nedenle Genç Usta’nın bir başka temel ilkesi de şu olmalıdır:
Önce ihtiyacı belirlemek, sonra insan yetiştirmek.
İŞKUR’un güncel açık iş verileri, Organize Sanayi Bölgelerimizin talepleri, sanayi ve ticaret odalarının, esnaf ve meslek kuruluşlarının saha bilgileri birlikte değerlendirilmelidir.
Her bölgenin gerçek mesleki ihtiyaç haritası çıkarılmalıdır.
Temel ilkemiz açık olmalıdır:
İhtiyaç olan meslekte, ihtiyaç olan yerde, ihtiyaç kadar insan yetiştirmek.
Bu yaklaşım yalnızca istihdam başarısını artırmaz. Kamu kaynaklarının doğru kullanılmasını sağlar ve programın suistimal edilmesi riskini de azaltır.
Çalışma hayatında teşvik sistemlerinin nasıl çalıştığını, nerelerde fayda ürettiğini ve hangi noktalarda istenmeyen sonuçlara yol açabildiğini yakından görme imkânım oldu.
Bu nedenle iyi niyetli bir projenin iyi bir denetim sistemiyle desteklenmesi gerektiğini özellikle önemsiyorum.
Mevcut çalışanını işten çıkarıp yerine kamu destekli genç alan işletmelere izin verilmemelidir. İşletmelerin geçmiş dönem istihdam verileri dikkate alınmalı ve program kapsamında alınan gençlerin gerçek bir istihdam artışı oluşturması esas alınmalıdır.
Çünkü kamu desteğinin amacı ucuz iş gücü oluşturmak değil, yeni ve nitelikli insan yetiştirmektir.
Gençlerin meslekte kalması için teknik eğitim de tek başına yeterli değildir.
Bugün gençlerimizin bir bölümünde karşılaştığımız meselelerden biri, yaptığı işte bir gelecek görememesidir.
Gence yalnızca “Bu işi yap.” demek yetmez.
Ona emeğin değerini, ustalığın haysiyetini, çalışmanın insan hayatındaki yerini ve mesleğinde nasıl ilerleyebileceğini de göstermek gerekir.
Bu nedenle Genç Usta’nın içinde bir Meslek Kültürü ve Gelecek Programı bulunmalıdır.
Çalışma ahlakı, iş disiplini, iş sağlığı ve güvenliği kültürü, finansal okuryazarlık, iletişim, kariyer planlaması ve girişimcilik bu sürecin tamamlayıcı unsurları olmalıdır.
Genç iki yılın sonunda yalnızca bir işi yapmayı öğrenmemeli; bir mesleki kimlik de kazanmalıdır.
Programı başarıyla tamamlayan gençler için bir başka yol daha açılabilir:
Genç Usta’dan Genç Girişimciye.
Her gencin kendi işini kurması elbette mümkün veya gerekli değildir.
Ancak mesleğini öğrenmiş, tecrübe kazanmış, gerekli yeterliliğe ulaşmış ve uygulanabilir bir iş fikri bulunan gençlerimizin mevcut girişimcilik ve finansman desteklerine erişimleri kolaylaştırılabilir.
Böylece gencin yolculuğu;
işsizlikten işe,
işten beceriye,
beceriden mesleğe,
meslekten ustalığa,
isteyen ve yeterli olan için de ustalıktan girişimciliğe uzanabilir.
Bütün bunları yaparken büyük rakamların cazibesine de kapılmamalıyız.
Kamu yönetiminde görev yaptığım dönemlerden edindiğim önemli tecrübelerden biri şudur: Büyük hedefler değerlidir; fakat iyi bir kamu politikası önce doğru modeli kurmalı, uygulamalı, ölçmeli ve sonra büyütmelidir.
Bu nedenle Genç Usta Programı’nın önce 500 veya 1.000 gençle, sınırlı sayıda ilde ve gerçek ihtiyaç bulunan mesleklerde pilot olarak uygulanması daha doğru olacaktır.
Sonra sonuçlara bakmalıyız.
Kaç genç başladı?
Kaçı devam etti?
Kaçı meslek sahibi oldu?
Kaçı yeterlilik kazandı?
Kaçı iki ve üç yıl sonra hâlâ kayıtlı istihdamda?
Geliri nasıl gelişti?
İşverenin nitelikli çalışan ihtiyacı ne ölçüde karşılandı?
Bir kalıcı istihdamın kamuya maliyeti ne oldu?
Yeni nesil kamu yönetiminin başarı ölçüsü yalnızca harcanan bütçe veya programa kaydedilen kişi sayısı değildir.
Asıl başarı, insanın hayatındda meydana gelen kalıcı değişimdir.
Türkiye’nin genç nüfusu büyük bir imkândır.
Ancak genç nüfus kendiliğinden üretim gücüne dönüşmez.
Onu eğitimle, beceriyle, meslekle, çalışma ahlakıyla ve üretimle buluşturmak gerekir.
Aynı şekilde ustalarımızın yıllar içerisinde biriktirdiği bilgi ve tecrübe de kendiliğinden gelecek nesillere aktarılmaz.
Bunun için sistem kurmak gerekir.
Genç Usta düşüncesini bu nedenle yalnızca yeni bir istihdam teşviki olarak görmüyorum.
Bu model; eğitim ile çalışma hayatını, genç ile mesleği, usta öğretici ile yeni nesli, işveren ile nitelikli insanı, kamunun imkânları ile sahanın gerçek ihtiyacını aynı sistem içinde buluşturma arayışıdır.
Öğretmenlikten sendikacılığa, kamu yönetiminden siyasete uzanan çalışma hayatım boyunca insanımıza dair inancımı hiç kaybetmedim.
Bizim gencimiz öğrenir.
Bizim ustamız öğretir.
Bizim insanımız fırsat verildiğinde üretir.
Bize düşen; doğru insanı, doğru meslekle, doğru ustayla ve doğru sistemle buluşturmaktır.
Gence yalnızca iş değil, meslek kazandıralım.
İşletmeye yalnızca teşvik değil, nitelikli insan kazandıralım.
Ustalarımızın yılların birikimini yeni nesillere aktaralım.
Gençlerimize emekleriyle kendi geleceklerini kurabilecekleri yeni yollar açalım.
Çünkü bir ülkenin üretim gücü yalnızca fabrikalarının, makinelerinin ve sermayesinin büyüklüğüyle değil; o üretimi gerçekleştiren insanının bilgisi, becerisi, ahlakı ve ustalığıyla ölçülür.
Genç Usta…
Bir Usta. Bir Genç. Bir Meslek. Bir Gelecek.
