Tarım Portalı
Tarımın doğru adresi

Sorbonne’dan Anadolu’ya Uzanan Bir İrfan Yolculuğu Nurettin Topçu

· Halil ETYEMEZ

Sorbonne’dan Anadolu’ya Uzanan Bir İrfan Yolculuğu Nurettin Topçu

Bazı insanlar yaşadıkları çağın içinde kalırlar. Bazıları ise çağlarını aşarak gelecek nesillere yön verir. Nurettin Topçu, fikirleriyle olduğu kadar hayatıyla da örnek olmuş, ahlâkı, eğitimi ve şahsiyeti merkeze alan büyük bir mütefekkirdir. Vefatının yıl dönümünde onu anmak, yalnızca bir fikir adamını hatırlamak değil; aynı zamanda Türkiye’nin eğitim, ahlâk ve medeniyet yürüyüşünü yeniden düşünm

Bazı insanlar yaşadıkları çağın içinde kalırlar. Bazıları ise çağlarını aşarak gelecek nesillere yön verir. Nurettin Topçu, fikirleriyle olduğu kadar hayatıyla da örnek olmuş, ahlâkı, eğitimi ve şahsiyeti merkeze alan büyük bir mütefekkirdir. Vefatının yıl dönümünde onu anmak, yalnızca bir fikir adamını hatırlamak değil; aynı zamanda Türkiye’nin eğitim, ahlâk ve medeniyet yürüyüşünü yeniden düşünmektir.

Bugün birçok genç daha iyi bir hayat için yurt dışına gitmenin yollarını arıyor. Nurettin Topçu ise genç yaşta Avrupa’nın en seçkin üniversitelerinden biri olan Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe doktorasını üstün bir başarıyla tamamladı. Çalışmaları büyük takdir gördü ve akademik hayatını Fransa’da sürdürmesi yönünde teklifler aldı. Önünde parlak bir akademik kariyer vardı.

Fakat o, şöhreti değil sorumluluğu; rahat bir hayatı değil milletine hizmet etmeyi seçti.

Valizine yalnızca kitaplarını değil, Anadolu sevdasını da koyarak ülkesine döndü.

Ne var ki dönüşünde onu üniversite kürsüleri karşılamadı. Düşünceleri, bağımsız duruşu ve tavizsiz ahlâk anlayışı sebebiyle hak ettiği akademik imkânlara kavuşamadı. Üniversitelerde yetiştiremediği öğrencilerini bu defa lise sıralarında yetiştirmeye başladı.

Belki bu durum onun için bir kayıp gibi görülebilirdi.

Fakat tarih bize gösterdi ki asıl kazanan Türkiye oldu.

Çünkü o, lise sınıflarını yalnızca bilgi aktarılan mekânlar olmaktan çıkarıp birer irfan mektebine dönüştürdü. Derslerinde sadece felsefe anlatmadı; düşünmeyi, sorgulamayı, vicdan sahibi olmayı ve ahlâklı yaşamayı öğretti.

Nurettin Topçu’nun şu sözü bugün de eğitim sistemimizin temel ilkelerinden biri olmalıdır:

“Mektep, genç ruhlara insanlığı öğreten mukaddes bir mabettir.”

Bu cümle, öğretmenliği maaşla ölçülen bir meslek olmaktan çıkarıp medeniyet kuran bir vazife hâline getirir.

Topçu’ya göre eğitim; diploma vermek değil, insan yetiştirmektir.

Çünkü bilgi karakterle birleşmediğinde güç üretir; karakterle birleştiğinde ise medeniyet inşa eder.

Onun düşünce dünyasının merkezinde “ahlâk” vardır. Ancak Topçu’nun ahlâk anlayışı sadece bireysel davranışlardan ibaret değildir. Ahlâk; adaletin temeli, devletin ruhu, eğitimin gayesi ve toplumun mayasıdır.

Bu yüzden şöyle der:

“Ahlâk, insanın kendi nefsine karşı kazandığı en büyük zaferdir.”

Bugün yaşadığımız birçok sosyal, ekonomik ve siyasal problemin temelinde aslında ahlâk krizi bulunmaktadır. Liyakatin zedelenmesi, adalet duygusunun zayıflaması, merhametin azalması ve güvenin sarsılması yalnızca hukukla çözülecek meseleler değildir. Bunların kalıcı çözümü ancak ahlâkın yeniden toplumun merkezine yerleştirilmesiyle mümkündür.

Nurettin Topçu’nun en çok yanlış anlaşılan kavramlarından biri de “isyan”dır.

Onun isyanı, yıkmak için değil; ayağa kaldırmak içindir.

Nefsin esaretine, haksızlığa, zulme, menfaate, sahteciliğe ve şahsiyetsizliğe karşı bir ahlâk hareketidir.

Bu nedenle “İsyan Ahlâkı”, öfkenin değil; vicdanın manifestosudur.

Topçu’nun hayatı bize önemli bir hakikati de öğretmektedir.

İnsan bulunduğu makamla değil, taşıdığı dava ile büyür.

Üniversite profesörü olamadı ama Türkiye’nin en büyük hocalarından biri oldu.

Rektör olmadı ama binlerce öğretmenin öğretmeni hâline geldi.

Makam sahibi olmadı ama fikirleri nesiller yetiştirdi.

Bugün onun eserleri hâlâ okunuyor, konferansları hâlâ konuşuluyor, fikirleri hâlâ tartışılıyor.

Çünkü kalıcı olan makamlar değil, değerlerdir.

Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek nesillerin yalnızca teknolojiye, yapay zekâya ve bilimsel gelişmelere değil; aynı zamanda ahlâka, vicdana, şahsiyete ve sorumluluk bilincine de ihtiyacı vardır.

Nurettin Topçu’nun bıraktığı miras tam da budur.

Bilgi ile irfanı, akıl ile vicdanı, eğitim ile ahlâkı, hareket ile sorumluluğu aynı potada buluşturan bir medeniyet tasavvuru…

Bugün eğitim politikalarımızı, kamu yönetimimizi, sosyal hayatımızı ve gençlik çalışmalarımızı yeniden değerlendirirken Nurettin Topçu’nun fikirlerine kulak vermek zorundayız.

Çünkü güçlü devletler güçlü ekonomiyle, güçlü ordularla veya gelişmiş teknolojiyle ayakta kalabilir; fakat büyük medeniyetler ancak şahsiyet sahibi insanlar yetiştirerek varlıklarını sürdürebilirler.

Sorbonne’da kalabilirdi; dönmeyi tercih etti.

Üniversitede kalabilirdi; liselerde nesiller yetiştirmeyi seçti.

Makam peşinde koşmadı; hakikatin peşinden yürüdü.

İşte bu yüzden Nurettin Topçu yalnızca bir felsefeci değil; bu milletin vicdanı, ahlâkı ve irfanı olmaya devam etmektedir.

Vefatının yıl dönümünde büyük mütefekkir, ahlâk filozofu ve örnek öğretmen Nurettin Topçu’yu rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum.

“Milletler, büyük binalarla değil; büyük karakterlerle yükselir.” Bu hakikati bize hayatıyla öğreten Nurettin Topçu’nun aziz hatırasına saygı duyuyoruz.

English