Tarım Portalı
Tarımın doğru adresi

İSTİKBALİN ANAHTARI TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK VE İNSANİ İRADE

· Halil ETYEMEZ

İSTİKBALİN ANAHTARI TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK VE İNSANİ İRADE

Dünya yalnızca teknolojik değil; siyasi, ekonomik ve insani bakımdan da büyük bir dönüşümden geçiyor. Yapay zekâ, büyük veri, dijital platformlar ve kuantum teknolojileri hayatımızı kolaylaştırırken devletlerin egemenliğini, toplumların değerlerini ve insanın iradesini de yeniden şekillendiriyor. Böyle dönemlerde asıl mesele, gelecekte hangi teknolojilerin kullanılacağını tahmin etmekten önce, ins

Dünya yalnızca teknolojik değil; siyasi, ekonomik ve insani bakımdan da büyük bir dönüşümden geçiyor. Yapay zekâ, büyük veri, dijital platformlar ve kuantum teknolojileri hayatımızı kolaylaştırırken devletlerin egemenliğini, toplumların değerlerini ve insanın iradesini de yeniden şekillendiriyor.

Böyle dönemlerde asıl mesele, gelecekte hangi teknolojilerin kullanılacağını tahmin etmekten önce, insanlığın nereye doğru sürüklendiğini görebilmektir.

Selçuk Bayraktar’ın teknoloji, dijital egemenlik ve insanın geleceği üzerine yaptığı değerlendirmeler, Türkiye’den dünyaya yöneltilmiş güçlü bir gelecek okumasıdır. Bu sözler yalnızca tehlikeleri gösteren bir uyarı değil; devletlere, toplumlara ve bireylere sunulan bir yol haritasıdır.

Yıllarca geleceğe ilişkin büyük cümleleri başka ülkelerin düşünürlerinden ve teknoloji şirketlerinin yöneticilerinden dinledik. Bugün ise Türkiye’nin yetiştirdiği insanların kurduğu cümleler dünyada yankılanıyor. Bu gelişme, Millî Teknoloji Hamlesi’nin yalnızca araç ve sistem üretmediğini; kendi düşüncesini ve gelecek tasavvurunu da oluşturmaya başladığını gösteriyor.

Selçuk Bayraktar şöyle diyor:

“Bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değildir. Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve cebimizdeki cihazlara sızan teknokapitalist küresel tahakkümdür.”

Bu tespit, bağımsızlık kavramını yeniden düşünmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. Yeni çağın egemenlik alanı yalnızca toprak değildir. Veri, yazılım, algoritma, iletişim ağı ve teknolojik altyapı da bağımsızlığın ayrılmaz parçalarıdır.

Bir ülke sınırlarını koruyabilir. Ancak vatandaşlarının verileri başka ülkelerdeki şirketlerin sunucularında tutuluyorsa, kritik kurumları dışarıdan alınan yazılımlara bağımlıysa ve haberleşme altyapısını kendisi denetleyemiyorsa bağımsızlığı eksik kalır.

Bu nedenle Türkiye’nin kapsamlı bir Dijital Egemenlik Seferberliği başlatması gerekir. Yerli ve açık kaynaklı yazılımlar desteklenmeli, millî veri altyapıları kurulmalı; yapay zekâ, siber güvenlik, yarı iletkenler, iletişim, sağlık ve tarım teknolojilerinde dışa bağımlılık azaltılmalıdır.

Çünkü teknolojide bağımsız olmayanların siyasette, ekonomide ve kültürde tam bağımsız kalmaları giderek zorlaşacaktır.

Bayraktar’ın ikinci büyük uyarısı, yeni tahakküm biçiminin zor kullanmadan kurulmasıdır:

“Bu tahakküm, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle gelmiyor. Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, ‘gönüllü bir esaret’ olarak hayatımıza giriyor.”

Geçmişin tahakküm düzenleri baskı ve korkuyla kuruluyordu. Yeni düzen ise insanların dikkatini, zamanını, tercihlerini ve davranışlarını yönetiyor.

Sistem bizi zorla ekrana bağlamıyor. Ekrandan ayrılmak istemeyeceğimiz bir bağımlılık düzeni kuruyor. İnsan kendisini özgür hissederken hangi haberi okuyacağına, neye öfkeleneceğine, neyi beğeneceğine ve neyi satın alacağına görünmeyen algoritmalar yön verebiliyor.

Dikkatini yönetemeyen insan zamanını, zamanını yönetemeyen insan ise hayatını yönetemez. İradesini kullanamayan kişinin tercihleri de giderek kendisine ait olmaktan çıkar.

Bu nedenle dijital bağımlılık yalnızca bireysel bir alışkanlık değildir. Aileyi, eğitimi, çocukların gelişimini, ruh sağlığını ve toplumun düşünme kabiliyetini ilgilendiren millî bir meseledir.

Çocuklarımıza yalnızca teknolojiyi kullanmayı değil, teknolojinin kendilerini nasıl yönlendirdiğini fark etmeyi de öğretmeliyiz. Eğitim sistemimize algoritma okuryazarlığını, dikkat yönetimini ve teknoloji ahlakını dâhil etmeliyiz. Çocuklara yönelik platformlarda bağımlılık oluşturan tasarımlar ve kişisel verilerin kullanımı daha güçlü kurallara bağlanmalıdır.

Bayraktar’ın şu cümlesi ise tartışmayı doğrudan insanın mahiyetine taşıyor:

“Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz.”

Bugün yapay zekânın ne kadar insana benzediğini konuşuyoruz. Fakat daha önemli bir soruyu gözden kaçırıyoruz:

Makineler insana benzerken insan da makineye mi benziyor?

İnsan yalnızca bilgi işleyen biyolojik bir makine değildir. İnsan inanır, sever, özler, merhamet eder, anlam arar ve gerektiğinde kendi menfaatinden vazgeçer. İnsanı insan yapan yalnızca hesaplama gücü değil; vicdanı, iradesi, ahlakı ve sorumluluk bilincidir.

Yapay zekânın büyüyen gücü karşısında insanı küçültmemeliyiz. Teknoloji insanın rakibi değil, insanın hizmetindeki bir imkân olmalıdır.

Bizim teknoloji anlayışımızın temel ilkesi açık olmalıdır:

İnsan teknolojiye değil, teknoloji insana hizmet edecektir.

Bu anlayış eğitim politikamıza da yön vermelidir. Çocuklarımızı makinelerle yarışan bilgi depolarına dönüştürmek yerine; soru soran, eleştirel düşünen, anlam kuran ve ahlaki muhakeme yapabilen şahsiyetler olarak yetiştirmeliyiz.

Gençlerimize yalnızca kodlama öğretmek yetmez. Onlara niçin kod yazdıklarını, ürettikleri teknolojinin kime hizmet edeceğini ve hangi ahlaki sınırlar içinde kullanılacağını da düşündürmeliyiz. Bilgi ile hikmeti, teknoloji ile ahlakı, akıl ile vicdanı yeniden buluşturmalıyız.

Bayraktar, yaklaşan kuantum çağına karşı da önemli bir çağrıda bulunuyor:

“İletişim ağlarımızı kuantum dirençli şifreleme algoritmalarıyla donatarak, küresel tekellerin sızamayacağı otonom ve millî mimariler inşa etmeliyiz.”

Türkiye bugünden bir Kuantum Güvenliği Yol Haritası hazırlamalıdır. Savunma, bankacılık, enerji, sağlık ve kamu haberleşmesinde kullanılan sistemler gözden geçirilmeli; üniversiteler ile teknoloji şirketleri arasında ortak araştırma merkezleri kurulmalı ve bu alanda nitelikli insan kaynağı yetiştirilmelidir.

Teknolojik bağımsızlık yalnızca dışarıdan gelişmiş sistemler satın alınarak sağlanamaz. Kendi yazılımını geliştirmeyen, kendi verisini koruyamayan ve kullandığı sistemin nasıl çalıştığını bilmeyen bir ülke, en pahalı teknolojilere sahip olsa bile güvende değildir.

Teknolojik bağımsızlık satın alınmaz; bilgi, emek, üretim ve millî iradeyle inşa edilir.

Selçuk Bayraktar’ın gençlerimiz için kullandığı “Biz en iyisini yapabiliriz diyen, zihinsel prangaları parçalamış asil bir hürriyet kuşağı” ifadesi, geleceğe dair en büyük ümidimizdir.

Türkiye uzun yıllar teknoloji üreten değil satın alan, tasarlayan değil kullanan bir ülke olarak görülmek istendi. Millî Teknoloji Hamlesi’nin en önemli başarısı, ortaya çıkan araçlardan önce bu zihinsel bağımlılığı sarsmasıdır.

Ancak hedefimiz yalnızca küresel teknoloji şirketleriyle yarışmak olmamalıdır. Onlardan daha adil, insan merkezli ve merhametli bir teknoloji düzeni kurmayı da amaçlamalıyız.

Türkiye’nin dünyaya sunacağı teklif şudur:

Teknoloji tahakkümün değil dayanışmanın, sömürünün değil paylaşmanın, insanı yönlendirmenin değil insan iradesini güçlendirmenin aracı olmalıdır.

Gelecek kendiliğinden gelmeyecek. Onu hazırlayanların, üretenlerin ve kendi değerleri doğrultusunda biçimlendirenlerin eseri olacaktır.

Kendi verimizi korumalı, kendi yazılımımızı geliştirmeli, gençlerimizi teknik yeterlilik kadar ahlaki sorumlulukla da yetiştirmeliyiz. Kendi cümlemizi kurmalı, kendi kavramlarımızı üretmeli ve kendi gelecek tasavvurumuzu inşa etmeliyiz.

Çünkü istikbalin anahtarı başkalarının elinde değildir.

O anahtar; aklımızda, bilgimizde, birliğimizde ve insani irademizdedir.

Allah’a emanet olunuz. Hakkınızı helal ediniz.

English