Tarım Portalı
Tarımın doğru adresi

Ayasofya Fatih’in Emaneti Milletin İradesi

· Halil ETYEMEZ

Ayasofya Fatih’in Emaneti Milletin İradesi

Değerli dostlarım, Milletlerin tarihinde bazı günler vardır ki sadece bir kararın, bir törenin veya bir açılışın yıldönümü değildir. O günler, bir milletin hafızasının yeniden canlandığı, tarihine sahip çıktığı ve geleceğine yön verdiği dönüm noktalarıdır. 10 Temmuz 2020, işte böyle bir tarihtir. Bugün, Ayasofya’nın yeniden cami statüsüne kavuşmasının altıncı yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bu tarih,

Değerli dostlarım,

Milletlerin tarihinde bazı günler vardır ki sadece bir kararın, bir törenin veya bir açılışın yıldönümü değildir. O günler, bir milletin hafızasının yeniden canlandığı, tarihine sahip çıktığı ve geleceğine yön verdiği dönüm noktalarıdır.

10 Temmuz 2020, işte böyle bir tarihtir.

Bugün, Ayasofya’nın yeniden cami statüsüne kavuşmasının altıncı yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Bu tarih, yalnızca bir binanın ibadete açıldığı gün değildir. Aynı zamanda bir medeniyetin hafızasının yeniden dirildiği, Fatih Sultan Mehmet Han’ın emanetine sahip çıkıldığı ve milletimizin tarihî kimliğiyle yeniden güçlü bir bağ kurduğu gündür.

Bu büyük güne bizzat şahit olmanın huzurunu yaşayanlardan biri oldum. Ayasofya’nın yeniden ibadete açıldığı ilk cuma namazında milyonlarla birlikte saf tutmak, kubbelerden yükselen ezanı dinlemek ve asırların duasına “âmin” demek, hayatım boyunca unutamayacağım en anlamlı hatıralardan biri olarak gönlümde yaşamaya devam edecektir.

Ayasofya’nın anlamını sadece taşında, kubbesinde veya mimarisinde aramak eksik olur. Çünkü Ayasofya, medeniyetimizin hafızasıdır.

1453’te Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethetmesiyle birlikte Ayasofya, sadece bir mabede dönüşmemiş; adaletin, vakıf kültürünün, ilmin ve İslam medeniyetinin sembollerinden biri hâline gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’yı şahsî mülkü olarak vakfetmiş ve vakfiyesinde onun kıyamete kadar cami olarak kalmasını vasiyet etmiştir.

Cumhuriyet döneminde müzeye dönüştürülmesi ise uzun yıllar boyunca milletimizin gönlünde derin bir özlem oluşturmuştur. Çünkü Ayasofya meselesi hiçbir zaman yalnızca bir bina meselesi olmamıştır. O, milletimizin tarihine, kimliğine ve medeniyet iddiasına bakışının sembolü olmuştur.

Bu idealin canlı tutulmasında birçok fikir ve dava insanının büyük emeği vardır.

Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Ayasofya’yı sadece bir ibadet mekânı olarak değil, İslam dünyasının haysiyetinin ve bağımsızlık iradesinin sembolü olarak görmüştür. Yıllar önce yaptığı konuşmalarda şu tarihî ifadeyi kullanmıştır:

“Eğer Ayasofya’da gümbür gümbür ezanlar okunuyor, Hakk’ın sesi bütün dünyaya ilan ediliyorsa, o zaman biliniz ki Türkiye’de inananlar hâkimdir.”

Bu söz, aslında Ayasofya’nın neden sadece Türkiye’nin değil, bütün İslam dünyasının ortak değeri olduğunu anlatmaktadır.

Ayasofya’nın yeniden açılacağına dair ümidini hiçbir zaman kaybetmeyen büyük fikir adamı Necip Fazıl Kısakürek de yıllar önce gençlere şu tarihî çağrıyı yapmıştı:

“Gençler! Bugün mü yarın mı bilemem; fakat Ayasofya açılacak…”

Bu söz, yıllarca bir idealin ve bir inancın sembolü olarak hafızalarda yaşamıştır.

Ve nihayet 10 Temmuz 2020’de, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü iradesi, Danıştay’ın kararı ve Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Ayasofya yeniden asli hüviyetine kavuşmuştur.

Bu karar, yalnızca hukukî bir işlem değildir. Aynı zamanda tarihî bir vefa, medeniyetimize karşı duyulan sorumluluğun ve millet iradesine duyulan saygının güçlü bir tezahürüdür.

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını hukuk çerçevesinde kullanmasının da önemli bir göstergesidir. Egemen bir devlet, kendi sınırları içindeki tarihî ve kültürel mirası hakkında karar alma yetkisine sahiptir. Bu yönüyle Ayasofya kararı, sadece bir mabedin yeniden ibadete açılması değil; millî iradenin, bağımsız devlet anlayışının ve hükümranlık hakkının dünyaya ilanıdır.

Ancak Ayasofya’nın bize yüklediği sorumluluk, sadece onun kapılarının ibadete açılmasıyla sınırlı değildir.

Asıl mesele, Ayasofya ruhunu yaşatabilmektir.

Ayasofya’nın temsil ettiği ilmi, adaleti, merhameti, vakıf anlayışını, estetiği, ahlakı ve medeniyet tasavvurunu yeni nesillere aktarabiliyorsak, o zaman gerçek anlamda Fatih’in emanetine sahip çıkmış oluruz.

Çocuklarımız Ayasofya’yı yalnızca bir turistik eser olarak değil; fetihle, vakıf kültürüyle, ilim geleneğiyle ve medeniyet iddiasıyla tanımalıdır. Çünkü medeniyetler sadece binalarla değil, şuurla, ahlakla ve nesiller arasında kurulan değer köprüleriyle ayakta kalır.

Ayasofya bize geçmişi hatırlatırken, aynı zamanda geleceğe dair de önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumluluk; güçlü şehirler inşa etmekten önce güçlü bir medeniyet bilinci inşa etmektir.

Bugün altıncı yıl dönümünde Ayasofya’ya baktığımızda sadece açılmış bir mabedi değil; tarihine sahip çıkan bir milleti, emanetine sadık bir iradeyi ve geleceğine güvenle yürüyen bir medeniyet tasavvurunu görüyoruz.

Rabbimizden niyazımız odur ki, Ayasofya’nın kubbelerinden yükselen ezanlar kıyamete kadar susmasın; bu millet de tarihine, medeniyetine ve emanetlerine daima sahip çıksın.

Şükür Rabbimize… 🇹🇷

English