Tarım Portalı
Tarımın doğru adresi

TARIM TOPRAĞINI KORUMAK GELECEĞİ KORUMAKTIR

· Halil ETYEMEZ

TARIM TOPRAĞINI KORUMAK GELECEĞİ KORUMAKTIR

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülen ve tarım arazilerinin korunmasına yönelik önemli düzenlemeler içeren yeni yasa teklifi, aslında yalnızca teknik bir mevzuat değişikliği değildir. Bu düzenleme; toprağa, üretime, kırsala ve geleceğe nasıl baktığımızın da önemli bir göstergesidir. Özellikle son yıllarda “hobi bahçesi”, “tiny house”, “bağ evi” ve benzeri uygulamalar üzerinden tarım arazileri

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülen ve tarım arazilerinin korunmasına yönelik önemli düzenlemeler içeren yeni yasa teklifi, aslında yalnızca teknik bir mevzuat değişikliği değildir. Bu düzenleme; toprağa, üretime, kırsala ve geleceğe nasıl baktığımızın da önemli bir göstergesidir.

Özellikle son yıllarda “hobi bahçesi”, “tiny house”, “bağ evi” ve benzeri uygulamalar üzerinden tarım arazilerinin hızla parçalandığını, üretim alanlarının zamanla yapılaşmaya dönüştüğünü hep birlikte gördük. İlk bakışta masum görünen bu süreç, zaman içerisinde Türkiye’nin verimli tarım topraklarını fiilen konut alanına dönüştüren ciddi bir probleme dönüşmeye başladı.

Ben de yıllarca tarımın ve üretimin güçlü olduğu bir bölgede siyaset yapmış, kırsal hayatın içerisinde bulunmuş, çiftçinin sorunlarını yakından dinlemiş bir insan olarak bu sürecin sahadaki etkilerini yakından gözlemleme imkanı buldum. Özellikle büyükşehirlerin çevresindeki verimli tarım alanlarının küçük parsellere bölünerek üretim dışına çıkması, sadece bugünün değil geleceğin de önemli risklerinden biri haline geldi.

Elbette insanların doğayla buluşma arzusu kıymetlidir. Şehir hayatından uzaklaşıp toprakla temas etmek istemesi anlaşılabilir bir durumdur. Özellikle büyükşehirlerde apartman dairelerinde, beton yapıların arasında yaşayan vatandaşlarımızın nefes alabilecekleri yeşil alanlara, toprağa dokunabilecekleri sosyal yaşam alanlarına ihtiyaç duyması son derece doğaldır. Bu noktada devletin ve yerel yönetimlerin de şehir insanını doğayla buluşturacak planlı çözümler üretmesi gerektiğine inanıyorum. Kent bostanları, şehir parkları, kontrollü üretim alanları ve vatandaşların doğayla temas kurabileceği sosyal alanların artırılması, hem insanların bu ihtiyacını karşılayacak hem de tarım arazileri üzerindeki baskıyı azaltacaktır. Ancak mesele sadece hafta sonu vakit geçirmek değildir. Çünkü süreç çoğu zaman küçük bir hobi alanı olarak başlamamakta; zamanla altyapısı oluşan, fiili yerleşime dönüşen ve ardından imar baskısı oluşturan yeni bir yapılaşma modeline dönüşmektedir.

Bu nedenle Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yeni yaklaşımını son derece önemli buluyorum.

Daha önce de benzer yasal düzenlemeler yapılmıştı. Ancak sahadaki uygulamalarda istenen sonuç tam anlamıyla alınamamıştı. Yeni düzenlemede ise özellikle Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim Yumaklı’nın yaklaşımında dikkat çekici ve son derece değerli bir anlayış görüyorum.

Bu yaklaşımın en önemli tarafı; mevcut insanları mağdur edecek yıkım merkezli bir anlayış yerine, yeni oluşacak sorunları önleyici tedbirlerin öne çıkarılmasıdır. İnsanları suç işledikten sonra cezalandırmak yerine, daha başında yanlış sürecin oluşmasını engelleyen bir yaklaşım benimsenmektedir.

Özellikle kaçak yapılaşmanın önünü açan elektrik, su ve altyapı bağlantılarının kontrol altına alınması; yeni tarım arazisi bölünmelerinin sınırlandırılması ve spekülatif yapılaşmanın engellenmesi son derece yerinde adımlardır.

Yine bu süreçte tarım arazilerinin küçük parsellere ayrılarak farklı yöntemlerle yapılaşmaya açılmasına aracılık eden bazı kooperatif modellerine yönelik getirilen sınırlamaları da önemli buluyorum. Çünkü burada amaç; gerçek anlamda üretim yapan tarımsal kalkınma kooperatiflerini engellemek değil, tarım toprağını yatırım ve rant alanına dönüştüren yapıları kontrol altına almaktır.

Gerçek üretim yapan, kırsal kalkınmaya katkı sunan, tarımı, hayvancılığı ve orman ürünlerini destekleyen kooperatiflerin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak tarım toprağını fiilen konut alanına dönüştüren uygulamalara karşı da devletin tedbir alması kaçınılmaz hale gelmiştir.

Çünkü bugün dünyada artık en stratejik meselelerden biri gıda güvenliğidir. Bir ülkenin güçlü ordusu kadar güçlü tarım alanlarına da ihtiyacı vardır. Su, toprak ve üretim artık milli güvenlik meselesi haline gelmiştir. Küresel iklim değişikliği, kuraklık, nüfus artışı ve gıda krizleri düşünüldüğünde, tarım arazilerini koruma meselesi çok daha hayati hale gelmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta ise uygulama hassasiyetidir. Gerçek üreticiyi, köylüyü, kırsal hayatın doğal akışını ve geleneksel kullanım biçimlerini mağdur etmeyen bir uygulama anlayışı son derece önemlidir. Çünkü tarımı korurken kırsalı kaybetmek de doğru değildir.

Türkiye’nin geleceği için toprağı koruyan, üretimi önceleyen ve plansız betonlaşmaya karşı duran her adımın önemli olduğuna inanıyorum.

Bu vesileyle tarım arazilerinin korunmasına yönelik ortaya konulan bu yaklaşım dolayısıyla başta Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim Yumaklı olmak üzere, yasama sürecinde katkı sunan milletvekillerimize, komisyonlarda emeği geçenlere, bürokratlarımıza ve sürece katkı veren herkese teşekkür ediyor; toprağı korumanın aslında geleceği korumak olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

English