Dünya ve Türkiye buğday üretiminde ayrışan yollar
· Namık Altan ATABAY

Son on beş yıllık veriler, dünya buğday tarımı ile Türkiye'nin buğday tarımının birbirinden giderek uzaklaşan iki farklı çizgi izlediğini gösteriyor, buğdayın Dünya genelinde ekiliş alanları 220-226 milyon hektar bandında istikrarını korurken, Türkiye'de ise tablo neredeyse tam tersi, ekiliş alanı 8,1 milyon hektardan 2022'de 6,6 milyon hektara kadar gerilemiş, 2025'te ancak 7,1 milyon hektara top
Son on beş yıllık veriler, dünya buğday tarımı ile Türkiye'nin buğday tarımının birbirinden giderek uzaklaşan iki farklı çizgi izlediğini gösteriyor, buğdayın Dünya genelinde ekiliş alanları 220-226 milyon hektar bandında istikrarını korurken, Türkiye'de ise tablo neredeyse tam tersi, ekiliş alanı 8,1 milyon hektardan 2022'de 6,6 milyon hektara kadar gerilemiş, 2025'te ancak 7,1 milyon hektara toparlanabilmiştir. On beş yılda kaybedilen yaklaşık 1 milyon hektarlık alan, ülkenin stratejik bir tarım ürününde üretim tabanını sistematik biçimde daralttığını açıkça gösteriyor.
Bu arada birim alandan alınan verimde elbette bir artış var ancak bu artışı bir başarı mı, yoksa bir zorunluluktan mı kaynaklanıyor bunu önümüzdeki yıllarda rekolteleri gördükçe daha net anlayabileceğiz. Şimdilik benim anladığım Türkiye'de dekar başına verim 270 kg'dan 2024'te 312 kg'a çıkmış olması, alan daralmasının yarattığı üretim kaybını telafi etmeye çalışan savunmacı bir tepki niteliğinde. Sertifikalı tohum ve modern girdi kullanımı, kaybedilen arazinin yerini ancak doldurmaktadır. Nitekim Türkiye üretimi 2011'deki 21,8 milyon tonu 2025'te ancak yeniden yakalayabilmiş, arada 2021 (17,7 milyon ton) ve 2024 (17,9 milyon ton) gibi ciddi düşüş yılları yaşanmıştır. Üretimin bu denli iklime (özellikle kuraklığa) bağımlı kalması, sulama altyapısı ve arazi toplulaştırması gibi yapısal sorunların hala devam ettiğinin göstergesidir.
Buğday gibi Anadolu orjinli bir temel ürün, Türkiye’de ithalat-ihracat paradoksu yaşamaktadır, Türkiyenin Avrupa’da en büyük tarımsal üretici ve en büyük tarımsal hasılaya sahip olduğunu istatistikler gösterse de, neredeyse her yıl artan miktarlarda ham buğday ithal etmekteyiz, yine istatistiklere baktığımızda 2011'de 4,7 milyon ton buğday ithalatı, 2023'te 11,7 milyon tona kadar çıkmıştır. Bu durum yetkililerce dahilde işleme rejimiyle izah edilse ve makarna ve un ihracatındaki artış gösterilse de Anadolu topraklarına birbirleriyle savaşan Rusya ve Ukrayna’dan binlerce ton buğday getirilmesi ne kadar istikrarlıdır ve ne kadar sürdürülebilirdir? Halbuki iyi bir planlama ile 1 milyon hektar azalan buğday alanları tekrar geri kazanılsa bu ithalata ihtiyaç kalmayacaktır.
Genel olarak buğday ekili alanların azalması taban fiyat politikaları, arazi kullanım planlaması ve destekleme mekanizmalarının çiftçiyi buğday üretiminde tutmakta tam bir başarı sağladığını maalesef göremiyoruz. Alan kaybının en sert yaşandığı 2018-2022 döneminde, girdi maliyetlerindeki (gübre, mazot, tohum) artışların üretici fiyatlarına yeterince yansımaması, çiftçileri tarım dışı arazi kullanımına yönlendirmiş gibi gözüküyor. Ayrıca sertifikalı tohumluk da kamu tohumlarının payının azalması kamu Ar-Ge yatırımlarının, sulama yatırımlarının ve tarımsal desteklerin yeterince hedefi vurmadığına işaret ediyor. 2025 verilerindeki kısmi toparlanma, alan ve verimde hafif artış, ithalatta gerileme son zamanlarda yürütülmeye başlanan ürün planlaması, sözleşmeli tarım ve benzeri politikaların olumlu bir sinyal mi yoksa çiftçilerin sağ duyusu sonucu mu, yoksa her türlü garantili satışı olan buğday ekip diğer ürünlerden vazgeçmesi mi olduğu daha net değil.
Sonuç olarak, Türkiye buğdayda kendine yeterlilik hedefinden giderek uzaklaştığı görülüyor, dünya buğday tarımının aksine üretim tabanını genişletmek yerine daraltmaktadır. Sürdürülebilir bir gıda güvenliği için kısa vadeli ithalat kolaylığına dayanan mevcut yaklaşım yerine, arazi toplulaştırması, sulama yatırımları, verim odaklı Ar-Ge desteği ve üreticiyi koruyan istikrarlı bir fiyat politikasını birleştiren yapısal bir reform ihtiyacı açıktır. Aksi takdirde Türkiye, stratejik bir tahıl ürününde dış kaynağa bağımlılığını her geçen yıl daha da artarak devam edecek gibi görünüyor.