ERTELENEN HAZAN
· Halil ETYEMEZ
Çocukluğumuzda mevsimleri öğrenirken öğretmenimiz ayları sırayla sayardı: Mart, nisan, mayıs ilkbahar; haziran, temmuz, ağustos yaz; eylül, ekim, kasım sonbahar; aralık, ocak, şubat kış… Biz de hiç tereddüt etmeden tekrar ederdik. Yaz 31 Ağustos’ta biter, 1 Eylül’de sonbahar başlardı. Takvim böyle söyler, tabiat da çoğu zaman bunu doğrulardı. Eylül geldiğinde sabahlar serinler, akşamlar kısalır, g
Çocukluğumuzda mevsimleri öğrenirken öğretmenimiz ayları sırayla sayardı: Mart, nisan, mayıs ilkbahar; haziran, temmuz, ağustos yaz; eylül, ekim, kasım sonbahar; aralık, ocak, şubat kış…
Biz de hiç tereddüt etmeden tekrar ederdik. Yaz 31 Ağustos’ta biter, 1 Eylül’de sonbahar başlardı. Takvim böyle söyler, tabiat da çoğu zaman bunu doğrulardı. Eylül geldiğinde sabahlar serinler, akşamlar kısalır, gökyüzünün rengi değişir, yapraklar yavaş yavaş sararırdı.
Sonra öğretmen olduk; biz de öğrencilerimize aynı bilgileri öğrettik. Eylül, ekim ve kasım sonbahar aylarıydı. Sonbahar; yazın gidişi, kışa doğru yürüyüş ve tabiatın dinlenmeye hazırlanışıydı.
Fakat bugün 1 Eylül geldiğinde takvim sonbaharı gösterse de dışarıda hâlâ yazı yaşıyoruz. Güneş yakmaya, toprak kurumaya, geceler sıcak kalmaya devam ediyor. Yağmurlar gecikiyor, yapraklar geç sararıyor, tabiat hazan elbisesini daha geç giyiyor.
Aylar değişmedi ama ayların taşıdığı mevsim özellikleri değişmeye başladı.
Sonbahar yalnızca üç ayın adı değildir. Kültürümüzde ve edebiyatımızda derin bir karşılığı vardır. Sonbahar yazın vedasıdır; kışa doğru sessiz bir yürüyüştür. Tabiatın renklerini azaltarak kendi içine çekilmesidir.
Hazan ise sonbaharın insan ruhunda bıraktığı duygunun adıdır.
Sararan bir yaprak dalından ayrıldığında yalnızca yere düşmez; insana zamanın geçtiğini de hatırlatır. Kısalan günler, serinleyen akşamlar, göç eden kuşlar ve sessizleşen bahçeler; ayrılığın, faniliğin ve vedanın diline dönüşür. Bu nedenle hazan, şairlerin dilinde çoğu zaman hüzünle, ayrılıkla ve geçip giden ömürle birlikte anılır.
Sonbahar tabiatın takvimi, hazan ise gönlün takvimidir.
Ancak hazan yalnızca hüzün değildir. Aynı zamanda arınmak, dinlenmek ve yeniden doğuşa hazırlanmaktır. Ağaç yapraklarını döker ama hayattan vazgeçmez. Köklerine çekilir ve sessizliğin içinde gelecek bahara hazırlanır.
Bugün ise yalnız sonbaharın değil, hazanın da geciktiğini hissediyoruz.
Elbette takvim değişmedi. Eylül yine sonbaharın ilk ayıdır. Fakat iklim değişikliği, mevsimlerin yaşanış biçimini değiştirmektedir. Yaz sıcaklıkları eylül ayına, bazı yıllarda ekim ayına kadar uzanıyor. Sonbaharın serin ve yağışlı havası daha geç hissediliyor. Kış geç geliyor; kar daha az yağıyor veya yerde daha kısa süre kalıyor.
Yağışlar da yalnızca ileri bir tarihe kaymıyor; düzenini değiştiriyor. Uzun kuraklıkların ardından kısa sürede yağan şiddetli yağmurlar, bir tarafta susuzluğa, diğer tarafta sel felaketlerine yol açabiliyor. Mevsimler arasındaki sınırlar giderek silikleşiyor.
Takvim 1 Eylül’de sonbaharı başlatıyor; fakat tabiat henüz hazana dönmüyor.
Bu değişim yalnızca “Eylül de sıcak geçiyor” diyerek geçiştirilecek bir mesele değildir. Ertelenen yağmur, çiftçinin ertelenen ekimidir. Azalan kar, toprağın ve barajların azalan suyudur. Uzayan sıcaklık, büyüyen orman yangını tehlikesidir. Şaşıran mevsimler; çiçeğin, arının, kuşun ve bütün canlıların hayat düzeninin şaşmasıdır.
İklim değişikliği artık geleceğin ihtimali değil, bugünün gerçeğidir.
Bu nedenle yeni bir çevre ve iklim ahlakına ihtiyacımız var. Suyu tasarruflu kullanmalı, toprağı korumalı, tarımı değişen iklim şartlarına göre planlamalıyız. Şehirlerimizi yalnız binalar ve otomobiller için değil; insan, ağaç, su ve bütün canlılar için tasarlamalıyız. Ormanları yalnız yangın çıktığında değil, yangın çıkmadan önce korumalıyız.
Çocuklarımıza mevsimlerin isimlerini öğretmek yetmez; mevsimleri koruma sorumluluğunu da öğretmeliyiz.
Biz eylülü sonbaharın başlangıcı olarak öğrendik ve öğrettik. Şimdi vazifemiz, çocuklarımıza yalnız “Eylül, ekim ve kasım sonbahar aylarıdır” bilgisini vermek değil; sonbaharı gerçekten yaşayabilecekleri bir dünya bırakmaktır.
Çünkü baharın ümidi, yazın bereketi, sonbaharın hikmeti ve kışın sükûneti insanlığın ortak mirasıdır.
Aylar yerinde duruyor; fakat mevsimler yerinden oynuyor.
Takvim değişmiyor; fakat iklim değişiyor.
Sonbahar geliyor; fakat hazan gecikiyor.
Gelin, hazana yalnız şiir yazmayalım; hazanı, yağmuru, toprağı ve dört mevsimi çocuklarımız için birlikte koruyalım. Çünkü tabiatın dengesi bozulduğunda ertelenen yalnızca sonbahar değil, insanlığın geleceğidir.
Allaha emanet olunuz. Hakkınızı helal ediniz.