Tarım Portalı
Tarımın doğru adresi

İRAN–ABD GÖRÜŞMELERİ VE BÖLGEDE YENİ DÖNEM ARAYIŞI

· Halil ETYEMEZ

İRAN–ABD GÖRÜŞMELERİ VE BÖLGEDE YENİ DÖNEM ARAYIŞI

Son günlerde ABD ile İran arasında yürütülen görüşmelerin anlaşmayla sonuçlandığı ve 19 Haziran’da resmi imza sürecinin gerçekleşeceğine yönelik yapılan açıklamalar uluslararası kamuoyunun en önemli gündem başlıklarından biri haline gelmiştir. Özellikle yaptırımların gevşetilmesi, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve nükleer program konusunda tarafların belirli bir çerçevede uzlaşmaya vardığı ifade edil

Son günlerde ABD ile İran arasında yürütülen görüşmelerin anlaşmayla sonuçlandığı ve 19 Haziran’da resmi imza sürecinin gerçekleşeceğine yönelik yapılan açıklamalar uluslararası kamuoyunun en önemli gündem başlıklarından biri haline gelmiştir. Özellikle yaptırımların gevşetilmesi, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve nükleer program konusunda tarafların belirli bir çerçevede uzlaşmaya vardığı ifade edilmektedir.Ben bir uluslararası ilişkiler uzmanı değilim. Akademik anlamda bu alanın teorik tartışmaları üzerine çalışan bir isim de değilim. Ancak uzun yıllardır siyasetin, devlet yönetiminin, bürokrasinin ve bölgesel gelişmelerin içerisinde bulunan biri olarak dünyada yaşanan gelişmeleri yakından takip etmeye, okumaya ve anlamlandırmaya çalışıyorum.Bu nedenle İran ile ABD arasında yürütülen sürecin yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik temaslardan ibaret olmadığını düşünüyorum. Bana göre bu süreç; enerji güvenliğinden küresel ticarete, İsrail’in bölgesel politikalarından Çin–Rusya rekabetine kadar birçok başlığı doğrudan ilgilendiren çok katmanlı bir süreci ifade etmektedir.Özellikle Gazze’de yaşanan insanlık dramından sonra Orta Doğu yeniden dünyanın merkezine yerleşmiştir. Bugün artık herkes şunu daha net görüyor: Bu coğrafyada yaşanan hiçbir kriz sadece bölgesel değildir. Burada atılan her adım petrol fiyatlarından göç hareketlerine, güvenlik politikalarından küresel ekonomiye kadar geniş sonuçlar üretmektedir.Benim kanaatime göre ABD bugün doğrudan büyük bir İran savaşını göze almak istememektedir. Çünkü uzun süreli bir savaşın ekonomik maliyeti çok ağır olacaktır. Enerji fiyatları yükselecek, küresel ticaret zarar görecek, Çin ve Rusya yeni avantaj alanları kazanacaktır. Bu nedenle Washington yönetiminin son dönemde kontrollü gerilim ve kontrollü müzakere yöntemini tercih ettiği anlaşılmaktadır.İran açısından bakıldığında ise yıllardır uygulanan yaptırımların ciddi bir yorgunluk oluşturduğu görülmektedir. Ekonomik baskılar, toplumsal sorunlar ve bölgesel çatışmalar İran yönetimini yeni arayışlara itmektedir. İran bugün bir taraftan sistemini korumaya çalışırken diğer taraftan ekonomik olarak nefes almak istemektedir.Ancak burada en kritik başlıklardan biri İsrail meselesidir.Açık konuşmak gerekir ki İsrail’in bölgesel politikalarına artık dünyanın çok büyük bir kısmı güven duymamaktadır. Özellikle Lübnana saldırıları,Gazze’de yaşananlar, kadınların, çocukların ve sivillerin hedef alınması uluslararası vicdanda çok derin yaralar açmıştır. Bugün sadece İslam dünyasında değil, Batı toplumlarında dahi İsrail yönetimine yönelik ciddi bir güven problemi oluşmuştur.Benim düşünceme göre İsrail bölgede kalıcı barıştan çok kontrollü gerilim ortamını kendi güvenlik stratejisinin bir parçası olarak görmektedir. Çünkü sürekli tehdit algısı üzerinden hem uluslararası destek üretmekte hem de bölgesel askeri politikalarını meşrulaştırmaktadır.Bu nedenle İran ile ABD arasında konuşulan sürecin en kırılgan boyutlarından biri de İsrail’in yaklaşımı olacaktır. Çünkü İsrail İran’ın sadece sınırlandırılmasını değil, etkisiz hale getirilmesini istemektedir. İran ise bölgesel etkisini tamamen kaybetmeye yanaşmamaktadır.Diğer taraftan bölgede barışa dair her adımın kıymetli olduğunu da ifade etmek gerekir. Çünkü Orta Doğu artık savaşlarla, yıkımlarla, göçlerle ve insanlık dramlarıyla anılan bir coğrafya olmaktan çıkmalıdır. İnsanlık, uzun yıllardır bu bölgede akan kanın, gözyaşının ve istikrarsızlığın ağır sonuçlarını yaşamaktadır.Bu nedenle İran ile ABD arasında yürütülen görüşmelerin çatışmaları azaltması, bölgesel gerilimi düşürmesi ve diplomatik çözüm yollarını güçlendirmesi elbette önemlidir. İnşallah bu süreç yeni krizlerin değil; daha güçlü bir istikrar ortamının başlangıcına vesile olur.Türkiye açısından bakıldığında ise bu süreçte yürütülen diplomatik çabaların ayrıca dikkat çekici olduğu görülmektedir. Türkiye yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke değil, aynı zamanda bölgede barışın, istikrarın ve diplomatik çözüm yollarının güçlenmesi için önemli girişimlerde bulunan bir aktör konumundadır.Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü diplomatik temaslar, Dışişleri Bakanlığımızın yoğun görüşme trafiği ve Türkiye’nin bölgesel dengeyi önceleyen yaklaşımı bu süreçte dikkatle takip edilmektedir. Özellikle savaşların büyümemesi, enerji güvenliğinin korunması ve bölgede yeni insani krizlerin yaşanmaması adına Türkiye’nin ortaya koyduğu diplomasi son derece kıymetlidir.Benim kanaatime göre bugün Türkiye sadece kendi güvenliğini düşünen bir ülke değil; aynı zamanda bölgesel huzuru, adaleti ve istikrarı önceleyen bir anlayışla hareket etmektedir. Bu nedenle Türkiye artık Orta Doğu’da sadece izleyen değil, yön veren ve denge kuran önemli bir aktör olarak öne çıkmaktadır.Ancak bana göre yine de süreci dikkatli okumak gerekmektedir. Çünkü Orta Doğu tarihinde bazen anlaşmalar kalıcı barış için değil, daha büyük mücadelelere hazırlık için de yapılabilmektedir.Zaten modern dünyada savaşlar artık sadece tankla, uçakla veya füze ile yapılmıyor. Ekonomiyle, enerjiyle, medya ile, teknolojiyle ve diplomasiyle yürütülen yeni bir mücadele dönemindeyiz.Türkiye açısından bakıldığında çok dikkatli ve dengeli bir politika yürütülmesi gerektiği açıktır. Çünkü Türkiye hem enerji güvenliği hem ticaret yolları hem de bölgesel istikrar açısından bu süreçten doğrudan etkilenmektedir.Benim kanaatime göre Türkiye’nin en doğru yaklaşımı; bölgede çatışmanın büyümemesini desteklemek, diplomatik çözüm kanallarını açık tutmak ve aynı zamanda kendi milli güvenlik önceliklerinden taviz vermemektir.Bugün dünya yeni bir dönemin eşiğinde olabilir. Ancak yaşanan gelişmeleri sadece günlük haber akışıyla değil; tarihsel hafıza, devlet aklı ve jeopolitik gerçeklik üzerinden okumak zorundayız.

English